15 Haziran 2026 Pazartesi

30.05.2026 / İnziva ve Aşkın Aşkınsallığı

Çanakkale tatilinden sonra uzun süredir bitirmediğim kitaptan yaklaşık 20 sayfa kadar okudum. Odaklanma açısından zor ancak beyin jimnastiği için verimli bir zaman geçirdim. Yeniden kendimle konuşmak için de artık bu yöntemi seçtim. Defter yerine kayıtlarımı bu tablet üzerinden tutacağım. Tatil bir hayli keyifli geçti ancak uzun süren demlenme dönemimin ardından tekrar kendimle yüzleşmemin yolunu açtı. Aşk konusunda bu kadar kendimle ayrıştığım bir dönemi daha önce yaşamamıştım sanırım. Bir insanla oluşan duygusal bir etkileşim sonucu uygulanan her eylemin yaşam sevincine etkisinin kesinlikle çok daha fazla olduğuna kanaat getirdim. Libidonun etkisi ile kurulan bedensel birliktelikler sanırım benim kendi duygulanımlarımdan kaçmamın bir sonucu olarak ortaya çıktı. Bundan pişman mıyım bilmiyorum ancak şuana kadar bana getirdiği sonuç bedensel birlikteliğin masturbasyondan farkı olmadığı tekrar kendime hatırlatmış olmam oldu. Libido yaşamla bağdaşık olarak artan, motive eden bir dürtü ancak kesinlikle yönlendirilmesi gereken bir dürtü. Libidoyu cinsel doyumdan ötede tutup, yaşam sevincini arttıracak bir motivasyon haline getirmek yine benim elimde ancak bunun da artıları ve eksileri söz konusu. Çünkü karşı cinsle karşılıklı bir duygulanım içinde olmak, aklın kapılarını bir süreliğine kapatmak demek. Birine gönül indirmek, ona bakarken kör olmaktan ibaret. Bu da bir insan için zaafiyet oluşturan bir durum. Bu zafiyetten kaçmak için yaşadığım her birliktelik, insanlarla duygusal bağ kurmamı zorlaştırdı ancak hazzın sadece beden ile sınırlanmaması gerektiğini de bana öğretti. İnsan doyumsuz bir canlı, bu yüzden her ne kadar aşka olan bakış açımı tekrardan değiştirip, duygusal bağ kurma yetimi arttırsam da sanırım hiç bir zaman hiç bir insana tamamen gönül indirilmemesi gerektiği konusunda kendimden eminim. İnsanlar daima teslimiyeti acizlik ile bağdaştırmaya meyilli oluyorlar. O yüzden kendime açıklayabildiğim hiç bir duygusal çözümlemeyi hala daha bir başkasına tamamen açmamaya kararlıyım. Ama sanırım belirli noktalarda kalbimi açmak mecburiyetindeyim. Çünkü iyi veya kötü; ilişkilerde hissetmemi sağlayan şey kesinlikle bu. 
Sevme eylemi şahsı içinde barındırır ancak kalpler ortaya kondukça şahsın önüne geçmeye meyillidir. Bu sevme istencinin önüne geçilmemeli, bundan kaynaklanacak acı ve haz göze alınmalı ancak bu eylemi ortaya koymadan önce şahıs da göz önünde bulundurulmalıdır. İşin korktuğum ve kendime bahane olarak sunduğum noktası da tam olarak bu. Ortaya konulan sevme eylemi değerli ve zayıf düşmeye neden olan bir durum olduğundan, kolay kolay her şahsa sunulmamalıdır. Bu kişiyi belirleme kısmı ise işin en boktan noktası zaten. Son 1.5 yılda birliktelik yaşama ihtimali içerisinde olduğum her kadında en ufak bir zayıflık ve aşağı olma kırıntısında kalben ondan kopma eğiliminde oluyorum. Çoğu boktan bahanelerden ibaret oluyor. Tabi ki belirli özelliklere göre eş adayını seçmek doğal bir eylem ancak çoğu zaman bu bahanelerim kendi zayıflıklarımı göz ardı ederek sunduğum şeyler oluyor. Kimse kendi sandığı kadar güçlü değil ki. Bunu atlamak kolaya kaçmak oluyor. Sanırım bu savunma mekanizmam da değecek birini bulma konusundaki titizliğimden kaynaklanıyor. Acı çekmeye varım, ancak değmeyecek biri için gönül indirirsem bunun sonucu olarak oluşan acı çekme potansiyeli, beni asıl korkutan durum. Umarım herkes sevmeye ve acı çekmeye değecek insanlarla birlikte olabilir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder